Manavlar Kimdir

   Manavlar, yazılı eski kaynakların cemaatler bölümünde

   

Ayrıca farklı kaynaklarda Manav; "Batı Anadolu''ya  dışarıdan gelen (göçmen/muhacir) ve göçebelikten yerleşmiş (Yörük) nüfus  dışında eskiden yerleşmiş köylere"(2)/köylülere verilen ad veya "Yerli  Halk", "Yerleşik Türk/Türkmen Topluluğu"(3) ya da "Yerli olan, muhacir  olmayan" (4) ve yahut "hareketli nüfusa karşın yerini değiştirmeyen,  devamlı olarak orada oturan (5)  topluluk üyeleri olarak  tanımlanmaktadır.

Yani Manav; "bir yere sonradan gelenleri,  yerleşik olanlardan ayırt etmek için kullanılan" (6) ve "Türkçe dışında  dil bilmeyen" (7)  topluluk anlamında kullanılan bir kavramdır.\r\n


Bazı kaynaklarda Manavlar için; "taze yemiş satan esnaf, küçümseyici  anlamda Anadolu Türkü" (8) veya "Balkan göçmenlerince, Osmanlı  Dönemi''nde İstanbul saraylarının sebze, meyve, et, süt ve yoğurt gibi  ihtiyaçlarını karşılayan yerleşik yöre insanı" (9) ya da "Rumlar  tarafından, Rumca yüzyıl anlamına gelen ve yörede yüzyıldan fazla  yerleşik olarak yaşayan Türkçe konuşan topluluk" (10) olarak da  tanımlanmaktadır.

1- Türkay, Cevdet; BAŞBAKANLIK ARŞİVİ  BELGELERİNE GÖRE OSMANLI İMPARATORLUĞU''NDA: OYMAK, AŞİRET VE CEMAATLER,  Tercüman Kaynak Eserler Dizisi: I, İstanbul, 1979, s.576 

2- Ülken, Hilmi Ziya; SOSYOLOJİ SÖZLÜĞÜ, Milli Eğitim Bakanlığı Yayını, İstanbul, 1969,  s.193
3-  Beyaz, Zekeriya; "Adampol veya Polenezköy",  ETNİK SOSYOLOJİ,   Hazırlayan: Orhan Türkdoğan, Timaş Yayınları, İstanbul, 1997, s. 324;  Türkdoğan, Orhan; "Karadeniz Mohtileri", ETNİK SOSYOLOJİ,  Hazırlayan:  Orhan Türkdoğan, Timaş Yayınları, İstanbul, 1997, s. 511; Duran, Hacı.;  "Akyazı Kurmançları", ETNİK SOSYOLOJİ,  Hazırlayan: Orhan Türkdoğan,  Timaş Yayınları, İstanbul, 1997, s. 535
4-Doğan, D.Mehmet; BÜYÜK TÜRKÇE SÖZLÜK, Rehber Yayınları, İstanbul, 1990, s.300
5-Ülken, Hilmi Ziya; a.g.e.,  s.330
6-Türkdoğan, Orhan; "Romansler",  ETNİK SOSYOLOJİ,  Hazırlayan: Orhan Türkdoğan, Timaş Yayınları, İstanbul, 1997, s. 437 ve 446
7-Beyaz, Zekeriya; a.g.m., s. 324; Türkdoğan, Orhan; a.g.m., s. 511; Duran, Hacı.; a.g.m., s. 535
8-Kırgızoğlu,  M.Fahrettin; "Anadolu Etimolojisi Araştırmaları", ORKUN DERGİSİ, Sayı:  24, Ocak-1964, s.15; Yaşa, Recep; "Adapazarı ve Çevresinde Manavlar", I.  SAKARYA VE ÇEVRESİ TARİH VE KÜLTÜR SEMPOZYUMU (22-23 HAZİRAN 1998),  Editörler: Mehmet Alpargu & Enis Şahin, Sakarya Üniversitesi Yayını,  Adapazarı, 1999, s.289
9- Ozan, Ubeydullah; KIZ KAÇIRMA GELENEĞİNİN  SOSYO-KÜLTÜREL TEMELLERİ (KIRKARMUT VE ÖZBEY KÖYLERİ ÖRNEĞİ), Sakarya  Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı Yüksek  Lisans Tezi, Sakarya, 1999, s.37
10-Fahri Tuna ile çeşitli tarihlerde  Adapazarı ve Taraklı''da yapılan görüşme notları. Kaynak kişi: Fahri  Tuna, Sakarya-Kaynarca İlçesi-Okçular Köyü 1959 doğumlu (42 yaşında).  Evli ve 2 çocuk babası Üniversite Mezunu. Adapazarı Büyükşehir  Belediyesi Eğitim ve Kültür Müdürü.                                                                                        
Ali Aktaş''ın yazısından alıntıdır...

MANAVLAR KİMDİR ?

1020 lerden itibaren Anadolu’da, görülmeğe başlayan Türkler, çeşitli akınlarla çevreyi ve insanları tanımağa çalıştılar. 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi, aslında Anadolu’da Roma Rum) egemenliğinin sonunun başlangıcıydı. Bu savaş ile birlikte Anadolu kapıları Türklere açıldı.
Genelde, Anadolu arazisi, boş topraklardı. İran ile yüzyıllardır süregelen savaşlar, din kavgaları ve de salgın hastalıklar, bu topraklarda yaşayanları kırıp geçirmişti. Bu sebeple, Türkler karşısında topraklarını korumak için insan bulamayan Romalılar(Bizans), o yıllarda Balkanlarda bulunan Türk asıllı paralı askerler olan “Türkopoller”i kiralayarak Malazgirt’de karşımıza dikmek zorunda kalmıştı.
Türkmen, olarak bu topraklara gelenler, öncelikle büyük şehir merkezlerine yerleşmişler, daha sonra hayvancılığa bağlı ekonomileri gereği, kurulan Türkmen devletlerinin düzen ve kanunlarına uygun olarak konup göçmeğe devam etmişlerdi.
Selçuklu Devleti ve diğer Türkmen Devletleri, kurallarına uymayan, bir şekilde yerleşikliğe geçmeyen Türkmen guruplarını Anadolu’nun batısına, “UÇ” tabir edilen yerlere yönlendirmişlerdi.
Osmanlı Devleti kurulduktan sonra, kısa sürede güçlenerek, dirayetli emirler, kumandanlar ve din  önderleri idaresinde, yeni açtığı ve “Rumeli” dediği topraklara, çeşitli statüde Türk gurupları  yerleştirmişlerdi. Bunlar, Rumeli’de şehir ve kalelere yerleştikleri gibi, yeni köyler kurmuşlar, veya nüfusları hastalıklarla tükenmiş yerleri “şenlendirmiş”lerdi.
Yaptıkları işleri olan hayvancılığa bağlı ekonomik düzenleri gereği, gerek Anadolu’da, gerekse Rumeli’de, belli yasalar, kurallar dahilinde konup göçen “Yörükân taifesi” farklı bir statüde hep var oldular.
“Yörüklük” yerleşikliğe geçmiş olan diğer Türk halkının yanında daha bir farklılık, daha bir zenginlikti. Tarım getirileri, oldukça düşük ve riskli olmasına rağmen, hemen hemen her şeyinden istifade edilen, her şeyi para eden  sürüler halinde hayvan, her zaman zenginlik ve gurur kaynağı idi. Bir şekilde, tarım ile uğraşanlar, Yörüklüğü terk edenler, küçük görülür, onlara istihza ile bakılırdı. Tarım yapanlara “Manav”denirdi.
Devlet her zaman, bütün Yörükleri çeşitli “kanunnameler”le bir düzen dahilinde tutmak istiyorsa da, hür yaradılışlı, dağ ve yayla aşığı Yörükler bu kuralları zaman zaman bozuyordu. Devlet 1691 de Anadolu’daki bütün Yörük aşiretlerini belli bölgelerde toplayarak iskân etmeği denediyse de başaramadı
1862 de, Devlet, bütün Anadolu ve Memalik-i Âlî Osman’da bulunan Yörükleri iskân etmek için bütün vilâyetlere emirler gönderdi ve bütün valileri bu iskânın yapılmasıyla görevlendirdi. Batı Anadolu’da, bu iskân, hem Hüdavendigâr (Bursa, Kütahya, Balıkesir) Valisi hem de Anadolu Solkol Vilâyeti Müfettişi (Kocaeli, Hüdavendigâr, Saruhan, Aydın, Menteşe) Ahmet Vefik Paşa tarafından yaptırıldı.
1862 ve 1964 yıllarında, bu iskânı yaptırırken zalim davranması, zor kullanması sebebiyle, halkın “Kör Paşa, Çadır Yırtan Paşa” diye adlandırdığı Ahmet Vefik Paşa, bütün konar göçer Yörükân Taifesi”ni iskân ettirdi.
Sadece Anadolu’nun “Solkol Eyaletinde”  1862 de önce yerleşikliğe geçmiş, tarım yapan köylere Yörükler tarafından “Manav” denilmiş. 1862 – 1864 yıllarında zorla konar göçerliği bıraktırılarak iskân ettirilen köylere de  “Yörük” denilmiştir.
16. yüzyılda artık yerleşikliğe geçmiş bu Oğuz boyları dışında aynı topraklar üzerinde, konar göçerliklerini sürdüren pek çok oymak da bulunmaktaydı. Yukarıda ismi geçen ve bugün bile aynı yerlerde pek çoğu aynı isimle anılan bu köyler, çok önceden beri tarımla uğraştıkları için yaptıkları iş gereği “Manav” olarak anılmaktadır.
Mesela Balıkesir’deki Kocaavşar köyü konar göçerliği daha önce terk ettiği için “Biz manavız.” demektedir. Daha sonra da,1862 Zoraki İskân Harekatı’na gelinceye kadar geçen yıllarda toprağa bağlanmış olan diğer Oğuz boyları da, 1862’de zorla konar göçerlikten çıkarılanlar tarafından bir ayırım olsun diye anılmışlar, “Manav”lık bu köyler tarafından iskan edilince gittikçe fakirleşen Yörüklere karşı bir asalet ünvanı gibi kullanılmaya başlanmış, tarıma bağlı oldukları ve iyi toprakları işledikleri için, zenginleşen bu köyler fakir gördükleri Yörüklere biraz tepeden ba

Bu yazıyı yayınlayın:
Henüz yorum yapılmamış.

Benzer Yazılar: