Köyümüzün Adı Nereden Gelmiştir

Köyümüzün Adı Nereden Gelmiştir
   Birçok yerleşim yerinin adlarını alma sebepleri farklıdır. Yüzyıllar boyunca birçok yerleşim yerinin adı değişime uğrayıp farklı şekiller aldığından birçok yerin adının kaynağı tespit edilememektedir.

   Çaydere, Karaçayır, Ilıca, Bozalan vb yerler adlarını yeryüzü şekillerine bağlı olarak almışlar, köyümüz de adını yeryüzü şekline bağlı olarak almıştır. Dodurga, Eymir, Bayat, Yüreğir vb. gibi yerleşim yerleri adlarını bağlı bulunduğu boy adı, oymak adından almışlar, Gündüzbey, Eynegazi, Orhangazi, Karacaahmet vb yerler adlarını ya kurucularından ya da Yörük-Türkmen aşiretlerinin başlarında bulunan Alperen, Şeyh, Gazi, Dede, Baba gibi liderlerinin adlarından almışlar, Osmaniye, Hamidiye, Mecidiye gibi bazı 93 muhaciri köyleri ise Osmanlı''nın kendileriyle ilgilendiği için minnet duygusu ile yerleşim yerlerinin adlarına Hanedanların isimlerini vermişlerdir; Bazı yerleşim yerlerinin adlarının kaynağı kesin belli olmadığı için çeşitli yorumlara sebep olmuştur, Konya''nın adının kaynağı olarak birinin “Buraya Kon Yaa” dediği için, Bilecik''in adının da “Bileydik kelimesinin dilden dile aktarıla aktarıla Bilecik haline geldiği” şeklinde çeşitli yorumlar yapılmıştır. Viranköy''ün Erenköy olduğu gibi zamanla değişen isimlerin bazıları yerleşim yerinin resmi adının da değişmesine sebep olmuş, çevre köyler tarafından Cihangazi''ye “Çangazi” Çokçapınar''a “Çokçalar” deniliverdiği gibi bazıları da resmi olarak değişmemiş ancak yanlış ta olsa kolay söylenmesi açısından halk arasında hâlâ kullanılmaktadır.

Köyümüzün konumuna bakıldığında, köyün olduğu yer gerçekten çok pınarların kaynadığı bir yerdir. Araçayır tarafından devam eden bir kum ve kil tabakası köyün altından geçmektedir. Camiiden aşağı doğru arazinin meyilinden dolayı bu tabakanın yeryüzüne çıktığı noktalarda su da kaynak-göze-pınar şeklinde çıkıp akmaktadır. Araçayır''dan devam eden bu tabaka, Eğreklik''ten sonra Kocabayır''ın altına girip Karadağlı Çeşmelerinin olduğu yerde ortaya çıkmakta, Şükrü Başaran''ın, Karadağlıların evlerinin alt kısımlarından, Hacıibrahimlerim mülklerinden devamla Hacı Mustafaların mülkünün alt kısmından, Hacıların mülkünden, Fehimlerin mülkünün alt tarafından, Şakir Bozoluk mülkünden sonra Berber Ahmet mülkünün olduğu yerden Karakol Bayırı''nın altına girmektedir. Meyilin devam etmesinden dolayı Karakol Bayırı''ndan sonra da ortaya çıkmaya devam etmiş, Ahmet Meşeli''nin evinin arkasından bir göze vererek kaynak oluşmuş, daha sonra devamla Çurçur Çeşme''ye doğru Çam ağacının yanından şerit halinde kaynaklar oluşmuş daha sonra Çurçur Çeşme''nin üst kısmından yukarı kıvrılarak Karakol Bayırı arkasındaki Kaynaklık mevkiine varmakta ve bu hatta bir çizgi halinde su ortaya çıkmaktadır. 
Köyümüz kurulduğunda Çok Pınarlar mevkii, çok sulak ve sık ormanlık bir alandı. 130 yıl önce sularımızın bugünden birkaç kat daha fazla olduğu da hesaplandığında, her bir köşesinden şırış şırıl ortaya çıkan ve ortalığı bataklığa çevirecek kadar bol suyun bulunduğu, gür ormanın olduğu bir dere içinde köy kurmuşuz. İlk gelenler zaten bu sulak alana yerleştiler, kuyu açmaya ne hacet. O zaman Camimizin olduğu yerde sadece bir tane tarla vardı diğer yerler sık ormanlıktı, çevre köyler bu sık ormana koyun sürüleriyle girdiklerinde mutlaka Kurda koyun kaptırırlardı. Köy yeni kurulduğunda Araçayır mevkii de sık ormanlıktı hatta Fehimlerden Ummahan Teyzenin annesi Araçayır''da ormanda kaybolmuştu, konu komşu aramaya gitmişlerdi. Köy içindeki bu su hattında bugün hala sular kaynıyor, bugün hâlâ, Karadağlı ve Hacıibrahim çeşmelerinin üst taraflarından sular kaynamakta, Hacıibrahimlerin mülklerinin içinde, Habil Aydın''ın bahçesinin alt kısmında kaynaklar bulunmakta, Hacılar mülkünden bölünme İmam evinin bahçesinde kaynaktan yapılan çeşme akmakta, Ahmet Gürcan''ın mülkü içinde bir çeşme ve bir kaynak, Şakir Bozoluk''un sattığı evin bahçesindeki bir kaynak hala daha göz göz kaynamaya devam etmektedir.Köye ilk yerleşen Onbeş aile zaten Camiinin sağına, soluna ve alt tarafındaki sulak alana yerleşmişlerdi, ağaçları keserek mülk yerleri açılmıştı, bahçelerden şırıl şırıl sular kaynıyordu, su aramak için su kuyusu kazılmasına gerek yoktu. Köyün kuruluşundan yıllar sonra yeni gelenler ilk gelenlerin çevrelerine yerleşmişler ilk on yıl içinde de, o zaman bahçesinde su pınarı-kaynağı bulunmayan belki 2-3 kişi evlerinin önlerine su kuyusu kazmış olabilirler. 130 yıl gibi bir zaman içinde köydeki su kuyusu sayısı 10''un üzerine çıksa da zaten 5-6 kuyunun son 30 yıl içinde açıldığını ben bile hatırlıyorum. Köyün olduğu mevkiinin adı çevre ahalisi tarafından yüzlerce yıl önceden verilmişti ve köy içine su kuyuları açılmadan yıllarca önce, köyümüz adını kurulduğu mevkiinin adından almıştıKöyümüzün adını yeryüzü şeklinden aldığını söylemiştik.
 Çokçapınar köyü kurulmazdan önce köyün kurulduğu mevkii adı yüzlerce yıldan beri “Çok Bunarlar” idi. Bu bölgenin adı Dodurga, Erenköy ve Eceköy halkı tarafından “Çok Bunarlar-Çok Pınarlar Mevkii” olarak adlandırılmıştı. Osmanlı Hükümetinin yer göstermesi ve yer tahsisiyle Dedelerimiz “Çok Pınarlar” Mevkiine yerleştirildiler. Bu mevkiiye bu adı biz vermedik ancak adına uygun olarak su gözelerinin, pınarların kaynayıp şırıl şırıl aktığı bölgenin adını köyümüze verdik. Komşu köylerimizden iki örnek verecek olursak; Cihangazi köyü örneğinde “Otuz beş hanelik Hazergrad muhacir kafilesinin Bozüyük nahiyesi Dodurga köyü yakınında Viranlık mahallinde iskan olunup, mıntıkanın asıl isminin Cihangazi olması dolayısıyla bu şekilde adlandırıldığı” Hüdavendigar (Bursa) Vilayetine bildirildiği, Osmaniye (Işıkpınarı) köyünün kuruluşu ve adının verilişi ise; “Bozüyük''te geçici olarak iskan olunan Osmanpazarı muhacirlerinin Emireller adlı mahalde oluşturdukları köyün "Osmaniye" olarak adlandırılması.” istendiği Osmanlıca belgelerden anlaşılmaktadır. Biz de bir gün elimize “Çok Bunarlar mevkiine iskan edilen Onbeş hane Hezargrad muhacirlerinin teşkil ettiği köyün adının Çokçapınar olarak adlandırıldığı” şeklindeki bir belgeyi elimize alıp okuduğumuzda, bizi yanıltan Kuyu ve Pınar kelimelerinden gerçeğe uyanacağız.Köyümüzün tarihi henüz yeni olup adını alma kaynağı belli olmasına rağmen yanlış kullanılan mahalli tabirler yüzünden adının kaynağı konusunda yanılgıya düşülmektedir. Belli ki köyümüzün adı “Pınar” kelimesinden gelmektedir.Pınar kelimesini Türk Dil Kurumu Genel Türkçe Sözlük''te; 
Pınar (isim); “1. Yerden kaynayarak çıkan su, kaynak (Paşaoluk Yaylası''nın her bucağından bir pınar kaynar)-R.H.Karay, 2. Bu suyun çıktığı yer, kaynak, memba. 3. Çeşme.” olarak açıklanmış,Kemal Demiray''ın Temel Türkçe Sözlük adlı eserinde; Pınar (isim); “1. Büyük su kaynağı (eş anlamlısı memba). 2. Çeşme.” olarak açıklanmıştır. Yani yeraltından kaynayarak kendiliğinden yeryüzüne çıkan, kaynayan su. Bu kaynayan kaynak suyunu boruya alıp akıtıldığında ise Çeşme oluyor. Anadolu''nun yerli halkı Pınar kelimesini “Bunar” olarak ifade eder. Gök Türkçe''de iki çeşit N vardı biri bugün kullanılan N diğeri de genizden çıkan Nazal N idi. Osmanlıca''da bu harf üzeri üç noktalı Kef (Nazal Nun veya Kef-i Nun) ile gösterilirdi. Latince Alfabede Nazal N''yi ifade edecek harf yoktur. Mahalli şive veya Ağız''ların yoğun şekilde kullanıldığı birçok yerde Çeşmelere hâlâ “Bunar” denilir. Komşu köy olan Erenköy gibi birçok yerde de hâlâ Çeşmelere doğrudan “Pınar” denir. Yeraltından kendiliğinden kaynayarak yüzeye çıkan sular değişik yörelerde “Bunar, Pınar, Kaynak, Göz, Göze, Memba, vb” kelimelerle ifade edilir, ortaya çıkan su ya tabii halde akar gider ya da çıkan su boruya alındığında Çeşme''den akar. Çeşme kelimesine baktığımızda ise TDK. Genel Türkçe Sözlük''te; Çeşme ; “Genellikle yol kenarlarında herkesin yararlanması için yapılan, borularla gelen suyun bir oluktan veya musluktan aktığı, yalaklı su hazinesi veya yapısı, pınar.”Türkler tarih boyunca Pınar''a “Göz, Göze” kelimelerini de kullanagelmişlerdir. 
TDK Sözlüğünde Göz''ün diğer bir anlamı “Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak.” olarak açıklanmıştır. Aynı sözlükte “Göze” kelimesi de “Su kaynağı, Suyun çıktığı yer, kaynak, Çeşme. ” olarak açıklanmıştır. Çeşm (isim)-(Farsça) (eski anlamı): “Göz. Çeşme (isim)-(Farsça) : “Suyun gelişi ve akışı düzene konmuş su haznesi.” olarak ifade edilmiştir. “Çeşm” kelimesi dilimize Göz ve Göze kelimelerinin karşılığı olarak “Çeşme” şeklinde girmiştir.Bazen iki komşu köy arasında bile Ağız farkları vardır, bazı nesnelerin adlarının farklı kullanıldığı görülür. Bazı köyler “Tahta yerine Talta”, “Köprü yerine Körpü” gibi yanlış ta olsa farklı adlar kullanırlar. Çokçapınar köylüleri olarak biz de bazı kelimeleri yanlış kullanırız, örneğin ; Ana kelimesini Anne yerine Nine olarak, Anne Anne veya Baba Anne''yi ifade eden Nine kelimesi yerine de Anne kelimesini kullanırız. Su Kuyusu''nu ifade etmek için “Kuyu” yerine “Pınar” kelimesini kullanırız. Anonim ifadelerde böyle de olsa "yok biz bunları şöyle biliriz" diyerek kimlik bilgilerimizi yazarken Baba Adından sonra Anne Adı hanesine “Nine Adı” yazarsak, biz böyle biliriz diyerek “Kütahya''nın Pınarları akışır” Türküsünü “Kütahya''nın Kuyuları akışır” olarak değiştirerek söylemeye kalkarsak, ya da “Birinin kuyusunu kazmak” Atasözümüzü “Birinin Pınarını kazmak” olarak kullanırsak gülünç duruma düşebiliriz. Biz ne zamandan beri “Kuyu” kelimesi yerine “Pınar” kelimesini kullanırız bilinmez. Kuyu kelimesi Türk Dil Kurumu Genel Türkçe Sözlük''te;Kuyu (isim); “1. Su katmanına varıncaya kadar derinliğine kazılan, genellikle silindir biçiminde, çevresine duvar örülen, suyundan yararlanılan çukur H.Taner. 2.Toprağa kazılan derince çukur: İçinden çıkılamayan durum veya yer. 4. Yer altındaki iş yerlerine ulaşmak için açılmış ve kesit boyutları derinliğine oranla sınırlı, düşey veya düşeye yakın bağlantı yolu.” olarak açıklanmış Kemal Demiray''ın Temel Türkçe Sözlük adlı eserinde;Kuyu (isim); “1. Su çıkıncaya kadar derinliğine kazılan ve suyundan yararlanılan çukur. 2. Derin kazılarak bir maksat için kullanılan çukur.” olarak açıklanmıştır. Yere derinlemesine kazılan çukur''a Kuyu deniyor. Su çıkarmak amacıyla kazılmışsa “Su Kuyusu” adını alıyor. Kuyu''dan su çıksa da “Bunar-Pınar-Çeşme”de olduğu gibi su kendiliğinden yeryüzüne çıkıp akmaz, eğer akarsa bu Kuyu kuyu olmaktan çıkar Bunar-Pınar-Kaynak-Göze olur. Kuyudan suyu çıkarmak için çeşitli düzenekler kullanılır. Bazen su kuyusunun üzerine Makara, Dolap, Keleve vb isimler verilen yuvarlak ağaca bağlanan ip, ağacın kendi etrafında döndürülmesiyle ağaca sarılarak kuyuya sarkıtılan Kova ile su kuyudan çıkartılır, bu durumda bu kuyuya “Keleveli-Dolaplı-Makaralı Kuyu vb” denir. Bazen de kuyu başına dikilen uzun ve çatal bir ağacın üzerine enlemesine takılan uzun ağacın bir ucuna bağlanan bir ip veya zincir ile Kova aracılığıyla kuyudan su çıkartılır bu durumda su kuyusu “Serenli Kuyu” adını alır.Anlaşılacağı üzere köyümüz kurulmazdan yüzlerce yıl önce çevre köylerin ahalisi tarafından köyümüzün kurulduğu mevkiiye Çok Pınarlar adı verilmiştir. Köyümüz bu mevkiiye kurulunca adına bu mevkiinin adı verilmiştir. Köyün kuruluşundan ve resmi olarak adının verilişinden sonra da devam eden göçlerle köy nufusu çoğalmıştır. Susuz ve kıraç alanlardaki köylerde su bulmak amacıyla açılan su kuyularının aksine köyümüzde yüzlerce yıldır hiç dinmeyen, Köyümüze Çokça Pınar adını veren Çok Pınar''lar, Kaynaklar, Gözeler, Çeşmeler Kuyulara inat hâlâ gürül gürül akmaya, köyümüzün adını haykırmaya devam etmektedirler.
Kalın sağlıcakla.

Bu yazıyı yayınlayın:
Henüz yorum yapılmamış.

Benzer Yazılar: