Selim Baba Türbesi

Selim Baba Türbesi
   Köyümüzde bazı kimselerin adı, daha doğuştan Selim’dir. Selim olasıya kadar, öylesine isim verilir çocuğa, sonra Selim olacaktır ya zaten !

   


https://youtu.be/ot_YxMTk0NQ

Köyümüz ve çevre köylerdeki bazı aileler, çocuk doğduktan sonra yaşaması için Selim Baba’ ya götürürler çocuklarını. O Türbe’de dua ederler, adak adarlar, daha sonra çocukları sağ kalırsa, giderler tekrar Selim Baba Türbesi’ne, Allah rızası için adak kurbanı keserler ve dağıtırlar fakirlere. Çocuğun adı, oğlan ise Selim kız ise Selime olurmuş.

Böylelikle benim adım da Selim olacaktı. Ancak, benden önce Selim baba’ya götürülen Rahmetli Ahmet Gürpınar’ın oğlu vefat edince, beni götürmekten vazgeçmişler.

Kütahya’nın Domaniç İlçesine bağlı Selim Baba Köyü vardır. Bu köy adını Selim Baba’dan almıştır. Horasan’dan gelen Alperenlerdendir.

Bu köyü gelin Evyila Çelebi’den dinleyelim ;

Domaniç Dağı’ndan aşağı atlarımızı sürdük. Bin korku içinde dokuz saat gittikHANI ÇUKURCA KÖYÜ MENZİLİ; Bu Domaniç Dağı, eşkıya yatağıdır. Onun tepesinden Mihalıç, Erdek Apolyond, Biga, Güneyinde Kütahya ve Bilecik Kasabaları görünür. Selametle bu dağdan Çukurca Han’ına düştük. Fakat burada durmayıp, bütün halk yaylaya çıkmış, biz de çıkıp yayla paklının ortasına çadırımızı kurduk. Yütsek sesle Ezan okudum. Cemaatle akşam namazını kıldık. Halk bizden hoşlandı. Başımızdan geçenleri anlattık. “Canınızı iyi kurtarmışınız” dediler. Bu Çukurca elli evli, Domaniç Köylerindendir. Bir Camii, üç Han’ı, bir kaynak suyu vardır. Bu Çukurca Han’ı yaylağından da kalkıp yarım saat gittik.SELİM BABA KÖYÜ ; Bir bayır eteğinde 20 evli bahçesiz, Müslüman köyüdür. Fakat büyük ağaçları ve kaynak suları vardır. Burada, Karaca Ahmet Sultan Erenlerinden Selim Dede Sultan’ın Ziyareti(Türbesi) vardır. Mutfakları ve fukara hücreleriyle bir mamur Tekkedir.Buradan Güneye altı saat gittik…… (Sene 1082-Hicri) (3)(Bahsi geçen Karaca Ahmet Sultan’ın, Afyonkarahisar/İhsaniye İlçesi/Karacaahmet Kasabasında Türbesi vardır ve Türbenin içinde 41 kabir bulunmaktadır. Kendisi sağ iken “Ney Müziği” ile ruh hastalarını tedavi ettiğinden, Türbesine ruh hastaları getirilmekte ve şifa için Allah’a orada dua edilmektedir)

Alperenler ; Türkler, Orta Asya’dan çoğunlukla Batı’ya göç etmişlerdir. Azak Gölü, Hazar Denizi ve bugün İran sınırları içinde bulunan Horasan bölgesinde, İlimde, fende, medeniyette ileri seviyede bir yaşantıları varken, burada bulunan Ahmed Yesevî hazretleri, yetiştirdiği öğrencilerini Anadolu’nun kapısı henüz Türklere açılmamışken buralara hatta Rumeli’ye göndermekteydi. Birer Din Alimi olmalarına rağmen her birinin bir mesleği vardı. Mesleklerini icra ederlerken kazandıkları yerli halka hem İslam’ı anlatıyor, hem de Horasan’daki medeniyeti nakşediyorlardı. Alperenlerin sağladı, Horasan’daki adalet ve medeniyete duyulan özlem sayesindedir ki, 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra, savaşmadan Anadolu fethedilmiştir.

Horasan.Hârizm bölgesinde, Altuntaşoğulları’ndan sonra kurulan “Hârezmşahlar” döneminde de, Horasan’da olduğu gibi dönemin alim ve sanatkarları Hükümdarlar tarafından toplandı ve himaye edildi. Bölgenin başkenti olan Gürgenç’te, Buhara ve Merv’de maddi bakımdan olduğu kadar ilmî ve edebî, dinî açıdan da büyük gelişme kaydedildi. Sadece Merv şehrinde on adet kütüphane vardı. Aziziye kütüphanesinde 12.000 kitap, Kemaliye kütüphanesinde 10.000 kitap vardı. İslamiyet, Hârizm’e komşu bölgelerden Asya içlerine doğru yayılmaktaydı. Başta Ahmet Yesevî olmak üzere Türk mutasavvıflarının gayretleri çeşitli boylar arasında meyvelerini verdi.(1)

Bu uygun şartlar altında, Türkistan’ın büyük Pîrî, din alimi, şair ve çeşitli tarikatlar üzerinde de tesirli olan mutasavvıf Hoca Ahmed Yesevî, Taşkend ve Sîr-Derya havalisinde, Seyhun’un ötesindeki bozkırlarda yaşayan göçebe Türkler arasında kuvvetli bir nüfus sahibi olmuştu. Etrafında İslamiyet’e bütün samimiyetiyle bağlı olan yerli halk kitlesiyle yarı göçebe köylüler toplanıyordu.Bu sebeple İslamî ilimler tahsil eden, Arapça Farsça bilen Ahmed Yesevî, etrafındakilere İslam’ın esaslarını, din hükümlerini, tarikatının adap ve erkanını öğretmek gayesiyle sade bir dille ve halk edebiyatından alınma şekillerle hece vezninde manzumeler söylüyordu. Diğer manzumelerden ayırt etmek için hikmet adı verilen bu manzumeler, dervişler vasıtasıyla en uzak Türk topluluklarına kadar ulaşıyordu.Hikmetler, bilhassa Türkler arasında bir düşünce birliğinin teşekkül etmesi bakımından çok önemlidir. Ahmed Yesevî’nin şöhreti ve tesiri Türk ülkelerine yayıldıkça Yesevilik’te gittikçe yaygınlaşan bir tarikat halini aldı. Efsanelere göre sayıları 99.000 olan dervişleri, Alp Erenler, ya da Horasan Erenleri, Asya’ya, Azerbaycan’a, Anadolu’ya ve Rumeli’ye Dobruca’ya, Silistre’ye gitmekten geri durmadılar. Ahmed Yesevî’nin, Rumeli’ye ve Anadolu’ya gelen Türkleri unutmayarak onlara sürekli yardımcılar gönderdiği Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesiyle de sabittir. Eserinin muhtelif yerlerinde Ahmed Yesevî evladından olduğunu söyleyen Evliya Çelebi, Pîr’in emriyle Anadolu ve Rumeli’ye gelmiş bir çok kişinin tekke ve türbelerini ziyaret ettiğini söylüyor.(2)

1220 yıllarında Hârizm ve Horasan, Moğollar tarafından istila edildi. Birçok alim ve edip ülkesini terk edip Hindistan, Suriye, Mısır ve Anadolu’ya kaçmak zorunda kaldı.(1)

(Derleme : Ali Osman GÜRCAN)

İslam Ansiklopedisi “Hârizmşahlar”

Türk Edebiyatı Dergisi 1989 Sayı 192.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi Cilt 9 Sayfa 10



Bu yazıyı yayınlayın:
Henüz yorum yapılmamış.

Benzer Yazılar: